Anadolu Ajansı (AA) tarafından düzenlenen Yeşilhat Akademi Buluşmaları çerçevesinde Galatasaray Üniversitesi’nde “COP31’e Doğru İklim İletişimi ve Yeşil Aklama” konulu bir panel gerçekleştirildi.
Panelin moderatörlüğünü AA Çevre ve Tarım Haberleri Muhabiri Gülseli Kenarlı üstlenirken, Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Banu Karsak, Doç. Dr. Gaye Aslı Sancar Demren ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden Dr. Öğretim Üyesi Belgin Bahar katılım sağladı.
Panele dair tartışmalarda, iklim iletişiminde güvenin ve şeffaflığın önemi, şirketlerin çevresel vaatleri ile uygulamaları arasındaki tutarlılık ve yeşil aklamayla mücadelenin gerekliliği üzerinde duruldu. Ayrıca, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Antalya’daki Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesinde iklim iletişiminin rolü değerlendirildi.
“İklim iletişiminde şeffaflık ve güven esas”
Prof. Dr. Karsak, kurumların itibar kazanmasında çevreye duyarlılığın ve sosyal sorumluluk bilincinin büyük önem taşıdığını belirterek, güvenin temel unsurunun şeffaflık olduğunu ifade etti.
Kurumların hedeflerini, verilerini ve olumsuz sonuçlarını açıkça paylaşması gerektiğini vurgulayan Karsak, taahhütlerle eylemler arasındaki tutarlılığın kritik olduğunu söyledi.
Karsak, çevre dostu olduklarını iddia eden bir kurumun uygulamalarının bu söylemle çeliştiği durumlarda yeşil aklama sorunuyla karşılaşıldığını kaydetti.
İklim iletişiminde felaket senaryoları yerine yapıcı ve anlaşılır mesajların benimsenmesi gerektiğine işaret eden Karsak, bağlamdan kopuk rakamların ve belirsiz ifadelerin toplumda karşılık bulmadığını belirtti.
Etkili iletişim için hikaye anlatımının önemine değinen Karsak, kurumların faaliyetlerinin yerelde nasıl sonuçlar doğurduğunu somut örneklerle aktararak mesajlarının inandırıcılığını artırabileceklerini ifade etti.
COP31’in uluslararası görünürlük açısından önemli bir fırsat sunduğunu vurgulayan Karsak, “Burada sıfır atık, çölleşme ve kuraklık gibi konular ön plana çıkabilir. Zirvede verilen taahhütlerin hayata geçirilmesi ve sonuçlarının izlenmesi çok önemlidir.” dedi.
Korku söylemleri toplumda panik yaratabilir
Doç. Dr. Gaye Aslı Sancar Demren ise şirketlerin çevresel sorumluluklarını yalnızca sözde bırakmamaları gerektiğini belirtti.
Şirketlerin ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları birlikte gözetmeleri gerektiğini vurgulayan Demren, çevresel etkileri azaltmak için somut adımlar atmanın önemini ifade etti.
Tüketicilerin özellikle genç neslin şirketlerin samimiyetini sorguladığına değinen Demren, kurumların göstermelik faaliyetler yerine ölçülebilir etki yaratan çalışmalar yürütmeleri gerektiğini dile getirdi.
Demren ayrıca, “Öyle basit kampanyalarla sürdürülebilir olduğunuzu iddia edemezsiniz.” şeklinde değerlendirmede bulundu.
İklim krizinin iletişiminde korku söyleminin aşırı kullanılmasının toplumu panik veya duyarsız hale getirebileceğine dikkat çeken Demren, risklerin neden-sonuç ilişkisi içinde aktarılması ile olumlu örneklerin öne çıkarılması gerektiğini ifade etti.
Demren; medya, sivil toplum kuruluşları ile üniversitelerin iklim iletişiminde önemli görevler üstlendiğini belirterek gençlerin kendi çözüm önerilerini dile getirmelerine olanak tanınmasının farkındalığı artıracağını aktardı.
“Yeşil aklama aynı zamanda etik bir mesele”
Dr. Öğretim Üyesi Belgin Bahar ise plastik pipet yerine kağıt pipet kullanmak veya ambalaj değişiklikleri gibi sınırlı uygulamaların yeterli olmadığını belirtip insan kaynakları politikalarından yatırım kararlarına kadar kapsamlı bir dönüşüm gereksinimini dile getirdi.
Yeşil aklamanın şirketlerin gerçek çevresel etkilerini daha olumlu bir şekilde göstermeye çalışmasıyla ortaya çıktığını vurgulayan Bahar, bunun sadece bir iletişim değil aynı zamanda etik bir sorun olduğunu ifade etti.
Şirketlerin çevre dostu olduklarına dair söylemlerini ölçülebilir verilerle desteklemeleri gerektiğinin altını çizen Bahar; enerji tüketimi, su kullanımı, karbon emisyonları gibi göstergelerin şeffaf biçimde raporlanmasının önemini vurguladı.
Bahar ayrıca; “Ölçülemeyen şey iyileştirilemez. Bağımsız denetimler ve şeffaf raporlama şirketlerin çevresel performansına duyulan güveni artırabilir.” diye konuştu.
COP31 sonrasında şirketlerin verdikleri taahhütleri yerine getirip getirmediklerinin izlenmesi gerektiğine değinen Bahar; uzun vadeli hedeflerle birlikte 2030 ve 2035 gibi ara dönemler için de somut hedefler belirlemenin önemine dikkat çekti.
Bahar; şirketlerin bu hedeflere ulaşmak için izleyecekleri yol haritalarını ve gerçekleşme oranlarını kamuoyuyla paylaşmaları gerektiğini belirterek değerlendirmelerin yalnızca kendi faaliyetleriyle sınırlı kalmaması gerektiğini kaydetti.
Bahar; hammadde temininden ürün tasarımına kadar tüm tedarik zincirinin dikkate alınması gerektiğinin altını çizerek şirketlerin gönüllü uygulamalarının yanı sıra politika yapıcıların da bağlayıcı mekanizmalar oluşturması gerektiğini sözlerine ekledi.
Bahar; “Politika yapıcıların zorlayıcı uyum mekanizmaları geliştirmeleri lazım. Eğer bu kurallara uyulmuyorsa cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.” diyerek konuşmasını tamamladı.